Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
One Piece (Patrick Davis Jr.)
#1
BÜYÜK ŞOK! SABAODY ADASI YERYÜZÜNDEN SİLİNDİ!

Altı ay önce tüm dünyaya öldüklerini duyurduğumuz eski denizci amiralleri Sukai Ren ve Sarı Pırıltı'nın hala hayatta olduğu ortaya çıktı. Neden dünya hükümetini kandırdıkları bilinmeyen, aynı gün içinde iki farklı adada ortaya çıkan bu iki hain, aynı gün içinde çeşitli denizci kuvvetleri ile çatışmaya girerek iki farklı adayı yok etti.  Muhabirlerimiz, Sabaody takım adalarında Filo Amirali King Bradley ile Sukai Ren arasında adanın yeryüzünden silinmesine sebebiyet veren bir savaş yaşandığını bilgisine ulaşırken yaşanan kayıp sayısının yaklaşık 7000 insan olduğunu doğruladı. Sukai Ren'in ölenler arasında olduğu bilgisi kesinleşirken, Filo Amiralinin akıbeti ne yazık ki belli değil. Üzülerek bildiriyoruz ki Gökçeat adasındaki ölü sayısının da 4000 civarında olduğu tahmin ediliyor. Gökçeat adasından kalan birkaç harabe arasında cesedi bulunan Sarı Pırıltı'yı öldüren şeyin ne olduğu ise henüz belli değil.


KUTSAL EJDER-SAMALAR TAŞINIYOR!
Sabaody adasına çok yakın bir nokta olan MarieJois'de yaşamakta olan kutsal ejder-samaların, yaşanan son olaylar ardından bulunduğu toprakları terk etme kararı aldıkları açıklandı. Kutsal Ejder-samaların tüm cp birimleri ile birlikte yola çıktığı bilinse de, nereye gitmekte olduklarına dair bilgiye muhabirlerimizce ulaşılamadı. 
***********************************************************************

DÜNYA ALEV ALIYOR! 
Dün tüm dünyada yayılan devrimci liderinin durumunun çok ağır olduğuna dair dedikodu tüm dünyayı çalkaladı! Devrimcilerin ele geçirdikleri adalarda yaşayan vatandaşlar durumu öğrenmek için adalardaki çeşitli yetkililerle konuşmaya çalışsa da devrim ordusu liderinin hayatta olup olmadığı bilinmemekte. Bu durum, devrimcilerin hakim olduğu pek çok adada isyan çıkmasına sebep olurken, devrim ordusundaki subayların bu isyanları kanlı bir şekilde bastırmayı düşündüğü konuşuluyor.  

Öte yandan, filo amirali king bradley'den ve kutsal ejder-samalardan hala haber alınamıyor. Halkın denizcilere olan güveni tamamen sıfıra vururken, hala dünya hükümetinin koruması altında bulunan birkaç adada çeşitli isyanlar baş göstermiş durumda. 

Öte yandan, Yeni dünyada işler çok daha karışık hale gelmiş durumda. Dört imparator da, Korsanlar Kralı Gold Roger'ın  son sözlerinde belirttiği adaya gitmenin bir yolunu bulmuş durumda ve her bir imparatorun, birbiri ile poneglyph adı verilen devasa taşları ele geçirmek için savaştığı söyleniyor. Bu savaşlara, korsan dünyasının zirvesine oturmayı hedefleyen irili ufaklı pek çok korsan grubu katılırken, olan masum halklara oluyor. Savaş, gazetemiz A.T haberin merkezinin bulunduğu bölgeye bile sıçramış durumda. Yine de, tarafsız ve cesur gazeteciliğin dünyadaki tek temsilcisi olarak haberlerimizi sizle buluşturmaya devam edeceğiz sayın okuyucular.
*******************************************************************************************

Gecenin karanlığı savaştan dolayı harap olmuş Kokuko adasının üzerini örterken, cılız bir ateşin yanışının çıkardığı çıtırtılar adada duyulan tek sesti belkide. Gözleri ateşe odaklanmış olan kahramanımız, evinin önünde oturmuş ve kendisi ile baş başa kalmıştı.  Tüm dünyanın karşısındaki ateş misali çıtırdadığı bu zaman diliminde, eli kolu bağlı bir şekilde oturmak kahramanımızın sinirini bozuyordu.  Adaya geldiği o anda, Nora adada çok büyük bir savaşın yaşandığını anlatmıştı Patrick'e. Adaya ayak basan korsan grubu her şeyi yakıp yok ederken, kokuko adasının cesur savaşçılarının bile direnip savaşın süresini uzatmaktan başka bir şey yapamadıklarını öğrenmişti kahramanımız.  Umudun iyice azaldığı bir anda, dostu Arthur'un kahramanımızın ailesindeki savaşamayacak durumda olan herkesi alarak adayı terk ettiğini öğrenmişti ayrıca. 

Geride çok az insan kaldığı sırada ise evin önünde oturmakta olan korsanların yardıma yetiştiğini anlatmıştı Nora. Korkunç derecede güçlü olan bu korsanların kendilerine yardım ettiğini anlatan Nora, savaş sırasında korsanların bir arkadaşının da yaralandığını söylemişti. Patrick korsanlardan da pek çok şey öğrenmişti. Adaya saldıran grubun Yonkou Yamamato'ya ait küçük bir tümen  olduğunu, bu tümendeki adamların birkaç gün önce kendilerinden poneglyph denilen bir şeyin kopyasını çaldıklarını ve bu üç korsanın da yonkou tümenini bu yüzden takip ettiklerini öğrenmişti kahramanımız.  

Ertesi gün ise, gazetede Sukai Ren ve Sarı Parıltı'nın öldüğünü öğrenmişti Patrick. Buna her ne kadar inanmak istemese de, den den mushi ile iki amirale de ulaşılamıyor olması bu durumu doğruluyordu. Kusursuz bir yenilgi almışlardı ve geriye yapacak hiçbir şeyleri kalmamıştı belki de. Yine de durum daha da kötüleşmişti. Aynı gün içinde, zaten yaralı durumda olan kardeşini de kaybetmişti Patrick. Kahramanımızın tek bir günde yaşadığı acılardan mıdır bilinmez, o gün kokuko'da gök gürültülü sağanak yağış hiç durmamıştı.  

Bir sonraki iki günde at haber yayınlanmamıştı. Patrick her ne kadar bir an önce karısını bulmayı istese de adadan hala ayrılmamıştı. Frank ve Naomi'nin durumu hiç de iyi değildi. Finn ve Rinn de psikolojik olarak çökmüş durumdalardı. Ayrıca adada taş üstünde taş kalmamıştı.  Dostunun hala hayatta olduğuna ve Kevın'ın da içinde bulunduğu sevdikleri ile güzelce ilgilendiğine dair kuvvetli bir inancı olan kahramanımız, Bu iki günü ada halkının toparlanmasına yardım edip yaralıların kendilerine gelmelerini bekleyerek geçirmişti. Bu süreçte, yeşil saçlara ve hasır bir şapkaya sahip korsanlar da kendisine yardım etmişlerdi.  

Bu iki günden sonraki günde ise, At haber ,bu o an farkında olunamasa da, son sayısını yayınlamıştı. Sayıda yazan şeyler tek bir şeyi işaret ediyordu. Dünyada güvenilir olan tek bir yer bile kalmamıştı. Her yer kaos içindeydi ve her an herkes ölebilirdi. Kafası çok ayrıntılı olan işlere basmasa da kahramanımızın tek bir planı vardı: Ailesini bulmak ve sevdiği herkesi yakınında tutmak! 

Şu an, at haberin son sayısının çıktığı günün gecesinde, gözleri dalmış bir şekilde ateşi izleyen kahramanımız kara kara sıradaki hamlesini düşünmekteydi. Aradan günler geçmesine rağmen dostundan en ufak bir haber alamamıştı. Onu aramaya çıkmalı mıydı? Onu aramaya çıkarken yanında sevdiklerini götürmek doğru olur muydu? Hiçbir yer güvende değilse onları bırakmak da yanına almak da çok tehlikeli olurdu. Artık kendisine fikir verebilecek kadar vasıflı  kimse kalmamıştı ve kahramanımız bu konuda kararsız sayılırdı. 

Saatler sabaha yaklaşırken, gözleri gecenin karanlığını aydınlatan ateşe iyice daldığı sırada, ateşin içinde bir adamın belirdiğini görmüştü Patrick. Uzun boylu, şişman, gri kapüşonlu bir kıyafet giymiş ve kapüşon yerine uzun bir şapka takmış olan bir adam ateşin içinden kendisine el sallamaktaydı.  Patrick gardını alıp şaşkınlıkla ateşin içindeki adama baktığında, adam konuşmaya başlamıştı: 
''Ano, etto, Patrick-Davis-san sizle mi görüşüyorum? Şu an bir rüyanın içindesiniz. Ne ben size ne de siz bana zarar verebilirsiniz lütfen rahatlayın. Kişisel bir danışıklığımız olmadığından bağlı kalma sürem çok kısa. Şu notu okumam gerek, lütfen dinleyin: 
oğlum patrick. Ben senin devrim ordusunda görev alan babanım. Adamlarım, eşinle beraber kalabalık bir grubu şu an bulunmakta olduğum adaya getiriyor. Seni de almaları için bir gemi gönderdim. Her şey benim planıma uygun giderse birkaç gün içinde adanıza bir gemi gelecek. Öncelikle duyunca sakinliğini koru. O gemideki...''

Her tarafı savaş sırasında yara bere içinde kalmış olan Kokuko Kaplanının  yüzünü yalaması ile  gözlerini açtığında, sabah olduğunu fark etmişti Patrick. Gördüğü şey her ne ise yarım kalmışa benziyordu.
Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi