Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Başlangıcın Sonu(Patrick Davis Jr.)
#11
Jim Tarafı
Oldukça iyi bir rakiple karşılaşıyordu Jim. Kendisi gibi tek kılıç kullanmakta olan rakibi, aynı zamanda dövüş sporlarında da fena değildi. Jim rakibine kıyasla kılıç tekniği konusunda daha iyi olsa da çıplak ayakları ile yaptığı garip tekniklerle durumu dengeliyordu rakibi. Ayrıca, her ne kadar Jim kulak asmasa da rakibi diğerlerine gelecek zarardan bahsederek kendisinin moralini bozmaya çalışıyordu.  Ne Jim rakibine ne de rakibi Jim'e üstünlük kurabilmişti. Diğerleri rakibinin de dediği gibi pek iyi bir durumda olmadığından acele etmesi gerekiyordu Jim'in; fakat gemide dövüşemeyecek durumda olan kadın ve çocuklar vardı ve en güçlü tekniklerinin çoğu kendi gemilerine zarar verirdi.  Zaten Nora gemiye yeterince zarar verirken ve düşmanın gidebilecek bir gemisi varken kendi gemilerine daha fazla zarar vermesi pek akıllıca olmazdı. Yine de her geçen saniye kendisinin aleyhine işlemekteydi. En kısa sürede kazanabileceği bir strateji oluşturması gerekliydi.

Nora Tarafı
Oldukça sinir bozucu bir rakiple dövüşüyordu Nora. Ne kadar hızlı saldırırsa saldırsın rakibi kendisini kılıcı ile durduruyor ya da ayak oyunları ile kendisinden kaçıyordu; fakat asla saldırıya geçmiyordu. Rakibi kendisine saldırmadıkça daha da sinir olan Nora, daha da sert saldırılar yapıp kendi gemilerine hasar veriyordu. Neden rakibi kendisine saldırmıyordu ki? Kadın olduğu için hafife mi alınıyordu? Yoksa Patrick-san'a ulaşmaları mı engellenmeye çalışılıyordu. Az önce bir kadın daha gemilerine gelmişti. Patrick-san iyi miydi? Bir an önce yardıma gitmeliydi. 

Naomi ve Aarif Tarafı
Gemilerine hızlıca dalan kadın doğruca Aarif'i hedef almıştı.  Aarif belindeki tabanca ile kadına ateş etse de, kılıcı ile kurşunları başka yöne sektiren kadın bir anda Aarif'in dibinde biterek kılıcını Aarif'in kafasına doğru yatay bir şekilde sallamıştı. Mavi dairesini kullanarak hızlıca Aarif'i geminin başka bir tarafına alan Naomi Aarif'in canını kurtarmıştı; fakat bunun üzerine kadın kendisine doğru yönelmişti. Naomi her ne kadar dairesinin içinde tanrının ta kendisi olsa da fırtına gibi yanında biten kadının karın boşluğuna tekme atmasına engel olamamıştı. 

Hızlıca uçup geminin kenarına çarpmıştı minik Naomi. O kadar şiddetli bir şekilde çarpmıştı ki güvertenin kenarının bir kısmı kırılmış ve kırılan parça okyanusa düşmüştü. Kadın tekrardan Aarif'e doğru yönelirken, kral hakisini kullanarak kadını bayıltmak istemişti; fakat kullanamamıştı. Çok yoğun bir kararlılık ve konsantrasyon gerektiren bu gücünü kullanamıyordu Naomi; çünkü canının acısından dolayı yoğunlaşamıyor, canının acısı her seferinde dikkatini dağıtıyordu. Ne kadar eğitim yaparsa yapsın vücudu hala küçük bir kız çocuğunun vücuduydu ve mükemmel değildi. Ahmaklık etmişti Naomi. Hazır yapabiliyorken kadını ve diğerlerini bayıltmayı denemeliydi. Ustası her zaman kendisinden çok daha güçlü olan rakiplerle karşılaşabileceğini ve teke tek bir dövüşte güç farkından sonraki en önemli etkenin inançlı bir şekilde rakibini gözlemleyerek işine yarayabilecek bir strateji oluşturmak olduğunu söylerdi; fakat o bunu uygulayamamıştı. Ustası artık yoktu; fakat buna rağmen ustasının öğretisini  uygulayamadığından utanç hissetmişti Naomi. Yine de şu konumda yapabileceği başka şeyler de vardı. Yaptığı sıkı antremanlar ile meyvesini uzun bir süre kullanabilecek hale gelmişti. Hala Aarif'e ve diğerlerine yardım edebilir, hala insanların ölmesini engelleyebilirdi. 

Patrick Tarafı
Saldırı sırası kendisine geçen kahramanımız, rakiplerine hiç acımadan yüklenmişti. İlk önce kılıç ve balta taşıyan adama şok dalgası atmıştı kahramanımız. Düşman, kılıç ve baltasını kendisine siper ederek kesilmekten kurtulsa da geriye doğru sürüklenerek uçmaktan kurtulamamıştı. Hemen ardından, elinde bir uzun ve bir kısa kılıç tutan adama doğru  saldırıya geçmişti Patrick; fakat kahramanımız yüz mızrak saldırısını uyguladığı sırada kendi etrafında hızlıca dönen adam, kılıçlarını kullanarak kendi etrafında küçük, garip bir girdap oluşturmuştu ve yere düşmese de birkaç metre geriye ayağı üzerinde sürüklenen Patrick'in mızrağı rakibine ulaşamamıştı.  

Minik girdap kesildiği gibi kılıçlı adam Patrick'e doğru koşmaya başlamıştı. Adam kılıçları sapından kavramıştı ve kılıçların sivri ucu yere bakmaktaydı. İkilinin arasında altı metre vardı. Bu arada, yerde sürüklenen adam da ayağa kalkmıştı. Patrick ve onun arasında on dört metre vardı.
Ara
Cevapla
#12
Patrick elinden geleni yapıyordu; ama karşısındaki kişiler boş değillerdi. Kokukolu savaşçılar olduklarını tahmin ediyordu ve onlardan daha azını beklemezdi. Gene de geçen her saniye dezavantaj olarak ona geri dönüyordu. Kendi gemisinden gelen seslerin kaynağını ve sebebini az çok tahmin edebiliyordu. Gemi batmadan bu rakiplerini yenip, kıyıya çıkmaları gerekti; ama bu kolay olmayacaktı. Zira iki rakibi de saldırılarını usta işi karşılayıp, bir kez daha saldırıya geçmişti. 

Deneyimli savaşçı kılıçlarının ucunu yere tutarak kendisine koşan yarı çıplağı süzerken, diğerine nazaran daha uzakta olanın da ayağı kalktığını fark etmişti. Mızrağının ve kolunun uzunluğundan ötürü mesafe avantajı kendisinde olan Patrick rakibine doğru sıçrayacak ve silahlarını aşağya doğru tutan rakibini gafil avlamaya çalışacaktı. Zira mızrağının ve kolunun uzunluğu ile oldukça iyi bir menzili olan Patrick rakibini ne olduğunu anlamadan öldürebilirdi. Sıçrayacak ve sıçradığı gibi havadayken menzilini kullanarak rakibine havadan art arda saplama hamleleri yapacaktı.
QpE7Mg.jpg
Güç: 31 (+8)
Hız: 31 (18)
Dayanıklılık: 31 (+16)
Farkındalık: 29 (+10)

Dövüş yeteneği: 50

Ara
Cevapla
#13
Nora Tarafı
Kendisine saldırmayan bir rakip ile dövüşmenin en güzel tarafı rakibinin kendisine saldırmayacağını bilmektir. Rakibinden ne olursa olsun darbe almayacağından emin olan Nora, sert saldırılarını belli bölgelere yoğunlaştırarak rakibinin ayak oyunları yapmasına engel olmuş ve rakibini geminin köşesine sıkıştırmıştı.  Rakibi birazdan dayanamayıp denize düşecek olmasına rağmen savunma yapmak ile yetiniyordu ve bu Nora'yı daha da sinir ediyordu. En sonunda dayanamayan  Nora bir yandan da saldırmaya devam ederken: ''Neden bana karşılık vermiyorsun! Sırf kadın olduğum için beni küçük mü görüyorsun?''   diye bağırmaya başlamıştı. İyice köşeye sıkışmış olan rakibinin bu soruya: ''Tam aksine. Seni büyük gördüğüm için saldırmıyorum. Kadın doğuran, büyüten ve yaşatandır. Bir savaşçının kendisini yetiştirene el kaldırması saygısızlıktır.''   cevabını vermesinin ardından daha da sinirlenen Nora: ''Asıl bana karşılık vermeyen saygısızlık. Madem öyle, aşağı düş!''  diye bağırmış ve aşağıya düşmek üzere olan rakibine balyozunu savurmuştu.

Elindeki kılıçlarından birini okyanusa bırakıp Nora'nın balyozunun sap kısmından tutarak düşmekten kurtulan adam: ''Ne kadar da onurlu bir kadın. Bu isteği yerine getirmemem saygısızlık olur. Yine de seni öldürmeyeceğim.''  demiş ve hemen ardından sapından kavradığı balyozu kendisine doğru çekmişti. Elindeki balyoza sıkıca sarılan Nora,  balyozun çok sert bir şekilde çekilmesiyle rakibine doğru istemsizce hareketlenmişti. Rakibi, kendisine doğru gelen Nora'ya sağlam bir kafa gömmüş ve Nora'yı güverteye mıhlamıştı. Sert bir şekilde yere yapışan Nora, elindeki balyozu düşürmüştü. 

Jim Tarafı
Rakibinin yorulmaya başladığını görebiliyordu Jim. Sonuçta rakibi, teknik eksikliğini hızlı hareketlerle kapatan biriydi. Teknikleri uygulamak çok yorucu bir şey olmasa da hızlı hareket etmek oldukça yorucuydu. Jim bu tempoda dövüşmeye devam etse bile birkaç dakika sonra hareketleri yavaşlamaya başlayacak olan rakibini saf dışı bırakacaktı; fakat Nora ve Naomi'nin durumu düşünüldüğünde birkaç dakika pek çok şey için çok geç olacaktı. Rakibini bırakıp diğerlerine yardıma gidemezdi Jim. Boşta kalan rakibinin, zaten zorda olan arkadaşlarının işini daha da zorlaştırabileceğinin farkındaydı. En güçlü saldırılarını kullanıp rakiplerinin işini çabucak bitirmeliydi; fakat eğer gemi batacak olursa diğer düşman gemisini ele geçirebilecekler miydi? Sisten dolayı gemide kaç kişi olduğu belli değildi. 

Naomi ve Aarif tarafı
Naomi'den kurtulan kadın hızlıca Aarif'e doğru yönelmişti. Aarif ne kadar iyi nişan alırsa alsın kılıcı ile kurşunları sektiren kadın tekrardan Aarif'in dibinde bitmişti. Aarif her ne kadar ilk birkaç kılıç savuruşundan kurtulsa da tahtanın kenarına gelmişti ve kaçabilecek hiçbir yeri yoktu. Kadın tekrardan Aarif'in işini bitirmek için harekete geçse de, kılıç Tam Aarif'in kafasına saplanacağı sırada Naomi Aarif ile kendisinin yerini değiştirmişti ve kısa boyu sayesinde kılıç kendisine değil de tahtaya saplanmıştı. Tam da bu sırada odasını oluşturan Naomi, iki yumruğu ile tahtaya saplanan kılıca sertçe vurmuş ve odası sayesinde kılıcı üç parçaya ayrılmıştı; fakat kılıcının üç parçaya ayrılması kadını yavaşlatmamıştı bile, sağ ayağı ile Naomi'nin karın boşluğuna tekrardan tekme atarak Naomi'yi kamaralardan birine uçuran kadın, tekrardan Aarif'e doğru yönelmişti. 

Patrick Tarafı
Patrick bir anda rakibine doğru sıçramış ve mızrağını rakibine saplamaya çalışmıştı. Kokuko kanının getirdiği iyi reflekslere sahip olan adam, bir anda kendisini arkaya doğru atmış ve kollarını yukarı kaldırıp kılıçları ile mızrağa vurarak deşilmekten kurtulmuştu. Hemen ardındansa kılıcı ve baltası ile araya giren adam Patrick'in diğer saplama hamlelerini silahları ile karşılamış ve yerde yatmakta olan arkadaşını deşilmekten kurtarmıştı.  Patrick, yer çekiminin etkisiyle yere indiğinde, üç savaşçı arasında 1-2 metreden fazla mesafe kalmamıştı.
Ara
Cevapla
#14
İkili deneyimli savaşçıyı zorluyordu. Ya da Patrick ikisini zorluyordu; zira bu net bir şekilde belliydi ki ikisinin de bir başlarına Patrick'e karşı şansı yoktu. Az önce diğeri araya girmeseydi, yere yığılmış olanın delik deşik olacağından belliydi bu; ama birbirleri ile savaşmaya alışık olmalıydılar; zira Patrick birini alt edecek olsa diğeri doğru anda araya girerek tekrardan dövüşü başladığı noktaya geri çekebiliyordu. Son girişiminden de eli boş dönen Patrick sakin bir şekilde ikiliyi süzerken aralarındaki oldukça kısa mesafe karşısında ne yapacağından pek emin değildi; fakat o an yüz mızraktan sürekli geriye doğru kaçan bu heriflerin bu kadar kısa mesafeden oldukça hızlı ve güçlü olan Patrick'in saldırılarından kaçabilmeleri pek olası değildi. 

Patrick, bilerek mızrağını biraz daha ortadan tutarak oldukça yakınında olan rakiplerine yüz mızrak ile saldıracaktı. Tahmin ettiği gibi geriye çekilirler ise mızrağı tekrardan en ucundan tutmaya başlayacak ve onları gafil avlayarak bu dövüşü bitirmeye çalışacaktı.
QpE7Mg.jpg
Güç: 31 (+8)
Hız: 31 (18)
Dayanıklılık: 31 (+16)
Farkındalık: 29 (+10)

Dövüş yeteneği: 50

Ara
Cevapla
#15
Nora Tarafı
Nora ayağa kalkmaya çalıştığı sırada, atik rakibi kılıcını Nora'nın sol avucuna saplamıştı. Sol eli ortadan delinen Nora acı bir çığlık attığı sırada da sağ ayağı ile Nora'nın diğer eline basan adam, sol ayağı ile Nora'nın başına sertçe vurarak Nora'yı bayıltmıştı.  

Aarif ve Naomi Tarafı
Aarif,  adeta bir terminatör gibi dövüşen kadından yediği yumruk ve tekmelerle çoktan hastanelik olmuştu. Birkaç kaburgasının ve yüzündeki birkaç kemiğin kırıldığından emin olan Aarif, kulağına yediği yumruktan sonra belki de bir daha hiç ayılmamak üzere bayılmıştı.   Zar zor ayağa kalkan Naomi ise üçüncü kez kadının karşısına dikilmişti. Ne gizli kozunu ne de odasını kullanabilecek gücü kalmıştı; fakat hala ustasından öğrendiği temel dövüş tekniklerini kullanabilirdi. Aarif'i yumruklamaya devam eden kadın, Naomi'yi gördüğünde Aarif'i bırakıp Naomi'nin üzerine doğru koşmaya başlamıştı.

Kadın Naomi'ye vurduğu sırada, fırtına sek sek tekniğini kullanan Naomi bir anda kadının arkasına geçmiş ve kadının beline canlı heykel ile sertçe vurmuştu. Saldırıdan pek etkilenmeyen kadın arkasını döndüğü sırada tekrardan fırtına seksek'i kullanan Naomi bir daha kadının arkasına geçmiş ve ultra odak ile geminin zeminine vurarak kadını havaya fırlatmıştı. Sonrasında, kalan son enerjisini kullanarak odasını oluşturan Naomi, havaya doğru yükselmekte olan kadının arkasına ışınlanmış ve tüm gücüyle kadının beline üçüncü kez vurarak kadını güverteye çivilemişti. Hemen ardındansa kendisi de yere çakılmıştı. 

Hareket edemeyecek hale gelen Naomi, en azından kadını da etkisiz hale getirmenin gururu ile yerde yatmaktaydı; fakat Naomi'nin bu gururu çok da uzun sürmemişti. Başını kaldırıp Naomi'ye bakan kadın, ayağa kalkamasa da sürünerek Naomi'nin yanına gelmiş ve iki koluyla Naomi'nin kolunu kavrayıp Naomi'nin kolunu kırdıktan sonra bayılmıştı. 

Jim Tarafı
Herkes rakiplerine yenilmek üzereydi. Jim'in bunu yapmaktan başka bir çaresi kalmamıştı. Hızlıca rakibinden uzaklaşan Jim, tekrardan rakibine doğru koşarak hamlesini yapmak için kılıcını kaldırmıştı. Rakibi de bu dövüşün oldukça uzadığını düşünmüş olacak ki, o da Jim gibi davranmış ve son bir hamleye hazırlanmıştı. Rakibini yenebilirse gemi muhtemelen su almaya başlayacaktı ve diğerlerini tahliye etmeden önce iki düşmanla daha dövüşmesi gerekecekti. Rakibi yenemezse ise... iki kılıç ustası, saldırılarını haykırarak birbirlerine saldırmıştı.  
''Kokuko's Anger!'''
''Ittoryu! Taiga No Tsume!!'' 

 Niagara Tarafı 
Bir oda dolusu korkmuş insanla birlikte oturmaktaydı Niagara. Kapının hemen önünde dikilmekte olan Frank ve abisinin, içeriye herhangi bir düşmanın girmesinden ve içeri giren düşmanın kendisini öldürmesinden korktuğu belli oluyordu. Hemen yanına sinmiş olan genç Matilda'nın da bir daha karaya ayak basamamaktan korktuğunu anlayabiliyordu kahramanımızın eşi.  Dışarıda birbirlerini öldürmekte olan insanların seslerini duyan çocukları da korkudan ağlıyordu. Elbette Niagara da oldukça korkuyordu. Kendi canı önemli değildi; fakat her anne gibi çocuklarına bir şey olacak diye aklı çıkıyordu. 

Derken önce Nora'nın çığlığı duyulmuştu. Hemen ardından, Nora'nın çığlığından bile daha şiddetli olan Naomi'nin çığlığı... Naomi'nin çığlığının ardından, daha da çok ağlamaya başlayan Renge, annesinin koluna sıkıca sarılmış ve bir yandan hüngür hüngür ağlarken bir yandan da konuşmaya çalışarak babasını sormuştu: ''Mama! Bapa nerede? Neden Bapa yok? Bapa öldü mü? Biz de mi öleceğiz? Ölüğken canımız çok acıy mı?''  

 Renge'nin sorusu üzerine, kucağındaki Clay'i Matilda'nın kucağına veren Niagara, kızını kucağına almış ve gülümseyerek: ''Rengecim, tüm çocuklar babalarının bir kahraman olduğunu düşünür. Ve bu senin baban söz konusu olduğunda kesinlikle doğru. Senin baban gerçek bir kahraman. Dışarıdaki kötü adamlar ne kadar tehlikeli olursa olsun, ne kadar fazla olursa olsun, ne kadar güçlü olursa olsun, babacığın ne kadar zor bir durumda kalırsa kalsın bir yolunu bulup bizi tüm kötü adamlardan koruyacağına emin olabilirsin canım kızım.''  demişti. Hemen ardındansa, tüm oda şiddetle sarsılmıştı. 

Patrick Tarafı
Her ne kadar mızrağını ortadan tutarak ve tek mızrağını kullanarak yüz mızrak saldırısını yapmak zorunda kalsa da, kahramanımızın saldırısı plana uygun bir şekilde işlemiş ve elinde kılıç ile balta tutan adamı geri püskürtmüştü. Hemen ardından, mızrağını biraz daha geriden tutarak saldırısına devam eden Patrick, saldırısının yönünü hala yerden kalkmamış olan adama çevirmiş ve mızrağıyla adamı birkaç yerinden delerek adamı dövüşemez hale getirmişti. 

Hemen ardından, gemisinden gelen çığlık sesleri ile saldırısını durdurmuştu Patrick. Nora'nın, her zaman dik ve güçlü duran o azimli kız kardeşinin acı dolu çığlıklarını işitmişti Patrick. Çaresizce birkaç saniye boyunca bağıran Nora'nın sesi, kısa bir süre sonra kesilmişti. Daha kız kardeşinin sesinin kesilmesine sebep olan şeyin ne olduğunu düşünemeden başka bir ses duymuştu Patrick. 

Bu sefer de bağıran kişi Naomi idi. Oldukça iradeli bir çocuk olan, Ne kadar üzgün olursa olsun ağlamamaya ve dayanıklı  olmaya gayret eden Naomi, sanki ciğerleri delinmiş gibi çığlık atmaktaydı.  Çaresizliğin getirdiği öfke ile dolmaya başlamıştı Patrick. İki tecrübeli Kokuko savaşçısı ile aynı anda savaşıp birini hiç yara almadan saf dışı bırakacak kadar güçlüydü; fakat bu hali bile eşini ve çocuklarını koruyabilmek için yetmiyordu. Eğer Naomi ve Nora dövüşemeyecek hale geldiyse sıra kimdeydi? 

Tam da bu sırada, arkadaki gemide oldukça şiddetli bir gürültü kopmuştu. Sanki gökten gemilerine onlarca top yağmışcasına şiddetli olan bu gürültünün ardından düşman gemisi bile sallanmıştı. Patrick arkasına baksa da sisten dolayı gemisine ne olduğunu görememişti. Şiddetli gürültünün ardından tüm sesler kesilmişti ve en ufak bir kılıç tokuşturma sesi bile duyulmuyordu. Neler olmuştu? Yoksa Jim de mi saf dışı kalmıştı? Peki ya Niagara ve diğerleri? Bu şiddette ses çıkaran bir saldırı gemilerine neler yapacaktı peki? Patrick geri gidip kontrol etmek istese de bu adamlar kendisini bırakacağa benzemiyorlardı; fakat karşısında iki adet savaşçı daha bulunmaktaydı.  İçinde bulunduğu çaresiz durumdan dolayı iyice öfkelendiği sırada, uzaktaki kasalardan birine oturmuş yaşlı adam alaycı bir ses tonu ile seslenmişti Patrick'e: ''Sana demiştim genç adam! Bir savaşçı duracağı yeri bilmeli. Seni uyardığımız gibi geri dönmeliydin. Şimdi yanındaki dostlarından oldun.''   

Yaşlı adamın sözleri ve önündeki rakibinin sırıtışı Patrick için bardağı taşıran son damla olmuştu. Dostlarının henüz ölmediğine inanıyordu içten içe Patrick. Yine de herkes ölmüş olsa bile kimsenin onlar hakkında gülerek konuşmasına izin veremezdi.  ''Kapa çeneni.''  demişti kısık bir ses tonuyla kahramanımız. Ardında da sımsıkı sıktığı mızrağını yanına alarak yürümeye başlamıştı. Öfkeli gözlerini direkt olarak yaşlı adama kilitlemiş olan Patrick, üzerine doğru atılmış olan diğer rakibini görmemişti bile. O kadar öfkeliydi ki içinden bir şeylerin taştığını hissediyordu Patrick.   Derken, dövüşmekte olduğu kılıç ve balta taşıyan adam bir anda kahramanımızın  ayaklarının dibine yığılıvermişti.  Sonrasında ise, yaşlı adamın yüzünün kireç gibi olduğunu fark etmişti kahramanımız. İki eliyle tuttuğu kılıcını Patrick'e doğru çevirse de kollarının titremesini engelleyemeyen yaşlı adam, köşeye sıkışmış bir köpek gibi Patrick'e bakmaktaydı. Patrick bayılan adamın üzerinden geçip yaşlı adama doğru ilerlemeye devam ettiği sırada birkaç adım geri atan yaşlı adam, gergin bir sesle sormuştu: ''Sen... sen de Arthur-dono gibisin. Söyle bana kimsin sen!''  sorunun ardından, Patrick cevap vermişti: ...  


Out: Gürültünün kaynağı neydi? Jim dövüşünü kazandı mı? Kazandıysa diğer rakipleri ona neler yaptı? Nora, Renge ve Aarif yaşayacak mı? Niagaralara ne oldu? Gemi batacak mı? Kahramanımız neden Arthur gibi? Arthur denen adam kim? Kahramanımızın son savaşında neler yaşanacak? Bir sonraki bölümümüz 1 ocak 2020 tarihinde sizlerle olacak. Sakın kaçırmayın!
Ara
Cevapla
#16
Yere yığılan rakibine bakmaya fırsatı bile olmadan duyduğu çığlıkla irkildi Patrick. Mızraklarını sıkıca tutan eli gevşerken bunun farkında bile değildi. Omuz üstünden gemisine doğru endişe dolu bir bakış attı. Kalbini saran o kötü hislerin kulağına fısıldadığı kötü niyet dolu düşüncelerine kulak asmamaya çalıştı. Nora... onu kız kardeşi gibi görüyordu deneyimli denizci. Kalbinin acıdığını hissedebiliyordu. Onun canını yakmalarına nasıl müsaade ederdi? Öfkelendiğini hissedebiliyordu; ama bu öfkesi harlanmadan dikkati bir kez daha dağılmıştı. Nora'nın kesilen sesi ile artan bin kat endişesini, bu sefer küçük kız Naomi'nin acı dolu çığlıkları almıştı. O bağırışları duydukça kulaklarını kapatmak isteyen Patrick'in duyguları kabartma tozuna bulanmış bir un gibi kabarıyordu adeta. Var gücüyle savaşan ailesinin öldüğüne inanmıyordu. O kadar kolay değildi; ama acı çektiklerinden emindi. Onların acılarını dindirmek, onların yanında olmak istiyordu; ama henüz rakiplerini yenememişti. 

Odaklanmak ve bir an önce bu heriflerin işini bitirmek istiyordu; ama gemisinden gelen kötü haberler bir türlü kesilmiyordu. Mızrağını ne zaman sıkıp, rakibine dönecek olsa başka bir şey vuku buluyordu; ama son duyduğu o yoğun patlama Patrick'in tüm duygularını harekete geçirmesine sebep olmuştu. Korku ve endişeyle dolmuştu kalbi. O patlamanın gemide bıraktığı hasarı, az önce vuku bulan çığlıklar ile zihninde birleştirince oldukça korkmuştu. Nora, Naomi ve şimdi de Jim? Hatta bu patlama ile çocukları ve karısı bile etkilenmiş olabilirdi.

Hiç onları terk etmemeliydi belki de. Hep gemide kalmalıydı ve onları birinci elden korumalıydı; ama tek istediği tüm düşmanlar ailesinin olduğu gemiye yönelmeden onlarla yüzleşerek savaşı düşman gemisine taşımaktı. Çocuklara fazla yüklenmiş olmalıydı. Özellikle son iki yılları bu kadar boş geçmişken... Onları sıkı bir eğite sokmalıydı belki de. Zira kendisi tek başına kolayca iki rakibe karşı mücadele edip üstün çıkarken, diğerleri tek bir rakiple bile mücadele edemiyordu ve bunun tamamen suçlusu onları bu kadar güçsüz kılacak bir hayata sokan Patrick'ti. 

Tüm ailesini kurtarıp, hatasını telafi edecekti. 

Ama o an dikkatini dağıtan kıkırdamalar ile buz kesilmişti. Esen sert rüzgar kadar sert bir bakışla başını tekrardan düşmanlarına doğru çevirmişti. Yaşlı adamın dalga geçercesine sarf ettiği sözlerle baş başa kalmıştı tüm öfkesi. Canla başla savaşan dostları ile böyle dalga geçen ve ailesin tehlike sokan bu insanlar Patrick'in adeta kuyruğuna basmıştı. Önce yaşlı adamı, ardından ise ona katılırcasına gülen ayakta kalan diğer savaşçıyı süzmüştü. Öfkeyle yanıp tutuşan bakışlarına eşlik edercesine dikleşirken vücudu duygularının içinden dışarıya doğru aktığını hissedebiliyordu. İçinden açığa çıkan bir his, Patrick'i yüceltiyordu adeta. Ağır adımlarla ilerledi. Tüm dikkatini o lafları ağzına tıkıştırmak istediği yaşlı adama dikti ve o an içinde bir şeyler patladı. Aniden üzerine sıçrayan diğer savaşçı yere yığılırken, Patrick'in dağılmayan dikkati ve öfkesi hâlâ adamın üzerindeydi. Az önce öz güvenle konuşan adamın titreyerek sarf ettiği sözlere karşı soğukça baktı Patrick. 

Defalarca kez ismini söylediğini hatırladı o an; ama şimdi o isminin değeri de daha da artmıştı birazdan ölecek olan bu yaşlı adam için. Onun bu son isteğini kıramayacak kadar onurlu bir adam olan Patrick usulca fısııldadı; "Artesin'in oğlu Patrick Davis Jr." Ardından kuyruğuna basılmış bir kaplanın hiddetti ile yüz mızrakla saldırdı yaşlı adama doğru. Onu bir an önce öldürüp, gemisine gitmeyi ve herkesi bu gemiye taşımayı düşünüyordu. Hoş önce onlara bir şey olup olmadığını öğrenmeliydi; ama ailesine güveniyordu. Karısı ve çocukları o gemideyken Jim ve diğerlerinin bu kadar kolay yenileneceğine inanmak istemiyordu. Hoş yenilseler bile herkesin hayatta olması yeterdi Patrick'e. Tek istediği hayatta olmalarıydı, gerisini halledebilirdi. 

Niagara'yı, çocuklarını ve ailesinin bir parçası olan hiç kimseyi yüz üstü bırakamazdı. O insanlar Patrick'e güveniyordu ve Patrick'te bunun bilincindeydi. Onlara bir şey olmasına izin veremezdi. Geç kalmış olamazdı. Renge, Clay ve Niagara'ya bir şey olmuş olamazdı!
QpE7Mg.jpg
Güç: 31 (+8)
Hız: 31 (18)
Dayanıklılık: 31 (+16)
Farkındalık: 29 (+10)

Dövüş yeteneği: 50

Ara
Cevapla
#17
Rakibinin işini bitirmişti kahramanımız. Ardındansa sisin içindeki gemisine doğru atlamıştı. Gemisine girdiğinde, geminin mahvolduğunu görmüştü kahramanımız. Güverteni her tarafında delikler vardı ve neredeyse ayak basacak hiçbir yer yoktu. Güvertedeki deliklere baktığında, geminin su almakta olduğunu görmüştü kahramanımız. Geminin en fazla birkaç dakikası vardı. Hızlıca içeriye doğru ilerlediği sırada, yerde yatmakta olan dostlarının durumunu da incelemişti kahramanımız. Baygın bir halde yatmakta olan Jim'in sol kolunda derin bir çizik vardı. Jim'in yanında yatmakta olan adamsa tanınmayacak haldeydi. Jim'in yakınında maskeli adam vardı. Adamın herhangi bir yerinde yara izi olmadığı halde adam yerde baygın bir şekilde yatmaktaydı. 

Nora da fazla bir hasar yok gibiydi. Yine de sol eli çok kötü bir şekilde yaralanmıştı. Aarif, Naomi ve Naomi'nin yanında yatmakta olan kadının durumları kötüydü. Özellikle her yeri kan içinde kalmış olan Aarif ve kolu kırılmış olan Naomi kötü gözüküyordu. Hızlıca ilerlemeye devam eden kahramanımız diğerlerinin kaldığı odaya girmişti. Patrick odaya girdiğinde, herkesin gözlerinin dolmuş olduğunu görmüştü.    ''Bapaaaa!''  diye bağıran Renge Patrick'e doğru atlarken, onu ''Kayınbiraderiiim!''  diye atlayan Jim, ''Evlaaat!'' diye atlayan Frank ve ''Pötrick sağğğn!''   diye atlayan Matilda takip etmişti. Niagara ise, arkada beklemiş ve kucağında tuttuğu Clay ile birlikte eşine içtenlikle gülümsemişti.   

Ufak bir hasret giderme anının hemen ardından Patrick geminin batacağını söyleyip herkesi dışarı çıkartmıştı. Sonrasında ise Patrick, Frank, Jim ve Matilda yaralı ve baygın bir şekilde yerde yatmakta olan dostlarını gemiye taşımıştı. Böylelikle herkes kurtulmuş olsa da gemi batacağı sırada ilaçları almaya vakit olmadığından, Frank'ın yaralıları tedavi etmesi için adadan ilaç bulması gerekecekti.  

Bir süre sonra gemi sisin içinden çıkmıştı. Kokuko adası tüm heybetiyle kahramanımız ve arkadaşlarının karşısında dikilmekteydi. Geriye tek bir sorun kalmıştı. Yukarı nasıl çıkacaklardı?  Oldukça yüksek bir rakıma sahip bir adası, şekil olarak buz dağının suyun üstünde kalan kısmını andırmaktaydı. Gençliğinde de bunun bilincinde olan Patrick, küçükken ada dışında yaşayan kimsenin olmadığına inandığından bu durumu pek de fazla umursamamıştı; fakat savaş sırasında adanın yukarısından tam da John-san'ın gemisine düşmesiyle başlayan süreçte tanıştığı insanlarla beraber küçüklüğünde kendisine ve diğerlerine dayatılan bu fikrin yanlış olduğunu artık biliyordu. Tabi bu bilgi şu an içinde bulundukları durumda kendilerine pek de yardımcı olmamaktaydı.
Ara
Cevapla
#18
Acımasızca yaşlı adamın işini bitirdiğinde ona onurlu bir ölüm bahşeden Patrick vakit kaybetmeden sislerin arasından tekrardan kendi gemisine sıçramıştı. Gemyie indiğinde gördüğü şey yıllardır kendilerine mürettebat gemisi olarak hizmet eden geminin yavaşça batışı idi. Onlarca delikten su alan koca gemi dakikalar içeresinde bu Kokuko'nın acımasız sularının dibine gömülecekti. O an dikkati yerde baygın bir şekilde yatan dostlarına kaydı. Hepsi bayılmışlardı ve rakiplerini de yenmişlerdi. Gene de durumlarının oldukça kötü olduğunu tek bir bakışla anlamak Patrick gibi bir adam için zor değildi. Onlara bir yandan kızarken diğer yandan kendine kızıyordu. Onlara kızma sebebi bu kadar kolay bu hale düşmeleriydi. Daha güçlüydüler onlar; ama resmen kendilerini güçsüzleştirmiş gibi halleri vardı. En azından Patrick onları yerde bu denli hasar almış bir şekilde yatarken buna yormuştu fikirlerini. Kendine kızma sebebi ise onları yalnız bırakmasıydı. Eğer onlarla olsaydı bunların hiçbiri olmayabilirdi.

O an hızla içeride olan diğerlerine yöneldi. İçeride gelen seslerle anlık olarak rahatlasa da kapalı olan o kapıyı açana kadar endişelerini tam olarak dindirememişti Patrick ve kapıyı açtığında ise onu görür görmez üzerine atlayan insanlarla şaşırmıştı. Renge, Niagara'nın abisi, Frank ve Matilda bile. Sakinliğini koruyan tek kişi karısıydı. O kalabalığın arasından son ana dek kendisine güvenen karısına bakmıştı. Gülümsemesine gülümseyerek karşılık vermiş ve o an Niagara'yı delicesine öpmek istemişti. Ama ne yazık ki buna vakti yoktu.

Bir seferde alabildiği kadar insanı alıp diğer gemiye taşıyan Patrick dakikalar içerisinde yaralı ve sağlıklı olan tüm ailesini karşı gemiye geçirebilmişti; ama Frank'ın gemi suların dibine gömüldükten sonra ilaçları almayı unuttuğunu belirtmesi ile şok olmuştu. O an derin bir iç çeken Patrick; "Gemiye bakın. Bu insanlar savaşçılar ve her an yaralanabilirler. Eminim içeride Kokuko'nun şifalı bitkileri vardır. Onlarla ilk yardım yap." demişti Frank'a. Ardından sislerin arasından usulca çıkan gemi ile Kokuko'nun tüm ihtişamıyla karşı karşıya kalmıştı Patrick ve ailesi.

O an tarifsiz duygular yaşayan Patrick şaşkındı. "Burası büyüyüp, serpildiğim yer. Bir çocuğunuz bu yer hakkında anlattığım hikayeleri duydular ve şimdi buradayız. Annem ve babam... Torunları ile ve seninle tanıştıklarında oldukça sevinecekler Niagara." diye heyecanlı bir şekilde fikirlerini paylaşmıştı o anın hayalini kafasında kurarken. Ardından ise tüm bu insanları bu dik yamaçtan nasıl adaya çıkartacağını düşünmeye başlamıştı. Zira bir fikri yoktu; en azından şimdilik.

Kokuko'nun mimarisini oldukça iyi bilen Patrick gizli bir geçit olduğunu sanmıyordu. Burada karşılaştığı savaşçılar bu dik yamacı tırmanacak kadar dinç kimseler olmalıydılar; ama bu kadar yaralı ve sivil varken bu kadarı insanı tırmanarak nasıl yukarıya çıkartacağından emin değildi. O an aklına darbe almadan bayılttığı Kokuko savaşçısı gelmişti. Onu öncelikle sıkıca bağlayıp, uyandığında bir taşkınlık çıkartmadığından emin olacaktı. Ardından Frank'ın içeriden bir şeyler bulup bulmadığını öğrenmeye çalışacaktı. İçlerinden durumu gerçekten kötü olan yaralılar olsa da Jim ve Nora uyandığı taktirde bu dik yamacı bir başlarına çıkabilirlerdi. Hatta her ikisinin de yanlarında birer kişi alabileceğinden emindi. Geri kalanı ise kendi taşırdı. 

Gene de Kokukolu savaşçıdan yardım isteyecekti. Onurlu oldukları kadar dürüst kimseler olduğundan emin olduğu bu savaşçının yardımını alabilirdi. Uyandığı vakit; "Bu savaşı kaybettiniz; ama onurunuzla savaştınız. Eski bir Kokuko savaşçısıyım. Kokuko kaplanı ile savaşırken o yamaçtan aşağı düştüm ve yıllar sonra buraya geldim. Bu gördüğün insanlar ailem ve bir kısmı ağır yaralı. Bana yardım et ve ailemi yukarıya çıkartayım. Ben yabancı değilim, en az senin kadar Kokuko' insanıyım ve şu gördüğün çocuklarda benim kanımdan. Anlıyor musun? Buraya kötü bir niyetle gelmedim." diyecekti. Eğer elemanın yardımını alabilirse ne mutlu ona. Kokukolu savaşçılar kurnaz kimseler değillerdi. Eğer teklifini kabul ederse bunu gerçekten kabul edeceğini biliyordu. Zira bir Kokuko'lu savunmasız kişileri esir alıp, onları koz olarak kullanacak kadar düşmüş kimseler değillerdi. Bu yüzden Patrick çekinmeden bu savaşçıdan yardım isteyecekti zaten. Kendi insanını iyi tanıyordu.

Eğer Nora ve Jim uyanırsa onlara Renge ve Clay'ı vermeyi düşünüyordu. İkisi de kuş kadar hafiflerdi ve Nora ile Jim gibi kişileri yukarı çıkarken zorlamazlardı. Niagara'nın abisi savaşacak olmasa da bir yamacı tırmanacak kadar güçlü biriydi. En azından şu anki haliyle bunu yapabilirdi. Kokukolu savaşçı yardım etmek isterse ona Aarif'i verecekti. Geri kalanları ise her zaman ki gibi sürünün büyükbaşı olarak kendi sırtlayacaktı. Bu da Naomi, Niagara, Frank ve Matilda anlamına geliyordu. Renge ve Clay'ı taşımaktan birazcık daha zor gibiydi; ama Patrick gibi bir adam için imkansız değildi. Eğer Kokuko'lu yardım etmezse Aarif'i  de Patrick alacaktı. Ardından başarıyla herkesi yukarıya çıkartabilirse hatırlarını kullanarak anne ve babasının evine yönelecekti. 
QpE7Mg.jpg
Güç: 31 (+8)
Hız: 31 (18)
Dayanıklılık: 31 (+16)
Farkındalık: 29 (+10)

Dövüş yeteneği: 50

Ara
Cevapla
#19
Frank gemideki şifalı otları karıştırmaya başlarken; Jim, Nora ve Kokuko'lu savaşçı kendilerine gelmiştiler. Kokuko savaşçısı, kahramanımızı dinlediği sırada, kahramanımızın bahsettiği kişileri dikkatlice izlemiş ve ardından da derin bir nefes verip gözlerini kapatarak bir süre sessiz kalmıştı. ''Çocuk ve kadınlara sırtını çeviren birinin kendisine savaşçı demeye hakkı yoktur. Böyle biri onurlu bir erkek olduğunu bile iddia edemez.  Savaşını kaybetmiş onurlu bir adam olarak savaşı kazanan düşmanımın isteğini yerine getireceğim; fakat kendisini adayı korumaya adamış biri olarak da yukarı çıktıktan hemen sonra yanınızdan uzaklaşarak adaya geldiğinizi yetkililere bildirmeye gideceğim. Eğer istersen beni şimdi ya da dediğim şeyi yapacağım sırada öldürmeyi deneyebilirsin.''  demişti ardından savaşçı. 

Ardından herkes tırmanma aşamasına geçmişti. Nora ve Jim; Renge ve Clay'i almıştı. Kokuko savaşçısı ise, kendi arkadaşları ile onurlu bir şekilde savaşan kişileri onurlandırmak istediğinden dolayı Aarif ve Naomi'yi sırtlanmıştı. Eski bir serseri olan ve fiziksel gücünü geri kazanan Jim kendi başına tırmanabilecek durumda olduğundan dolayı;  kahramanımız Niagara, Frank ve Matilda'yı sırtlanmıştı. Gecenin sonunda başlayıp  uzunca süren bu tırmanışın ardından, günün ilk ışıklarıyla beraber ekibimiz adaya ayak basmıştı. Kokuko savaşçısı, Aarif ve Renge'yi nazikçe yere bıraktıktan sonra doğuya doğru koşmaya başlamıştı. (Eğer istersen onu durdurmak için hamle yapabilirsin. Turun devamı durdurmadığın varsayılarak yazılmıştır.)
******************************************************************************************



Aarif ve Naomi'yi sırtlanan kahramanımız, yanındakilerle beraber ilerlemeye devam etmişti. Günün ilk ışıkları bu görkemli adayı aydınlatırken, ekibimiz dev ağaçların ve  insanlara saldırmayan onlarca hayvanın arasında ilerlemeye devam etmişti. Yeşilin her tonunu gören arkadaşlarının şaşkınlıkla karışık hayranlık dolu bakışlarını görebiliyordu Patrick. Bugüne kadar hep rehberlik edinilen ve şaşırtılan kişi kendisi olmuştu; fakat artık rehberlik etme ve insanları bu doğa harikası adaya olan hayranlığını arttırma sırası ondaydı. 

Bir süre sonra o yere gelmişti Patrick. Çocukluğunun geçtiği kahverengi geniş kulübe karşısındaydı. Aradan geçen onca yıl evi hiç değiştirmemiş gibiydi. Evlerinin etrafını kocaman ağaçlar sarmıştı. Küçükken çoğunlukla annesiyle, ara sıra da babasıyla ektiği fidanların bu büyüklüğe ulaşıp evlerinin her tarafını sardığını görmek oldukça nostaljikti. Evin dibindeki büyük ağaçlardan birinin hemen altında dikilmekte olan dev bir köpek görmüştü Patrick. Bu kahverengi kabarık tüylere sahip dev köpeğin üzerinde; altında kahverengi bir pantolon, üstünde ise beyaz bir atlet olan yaşlı bir adam vardı. Kafasındaki kırmızı şapkayı ters bir şekilde takmış olan yaşlı adamın bir kolu yoktu. Tek kolu olmayan yaşlı adam, olan kolu ile ağaçlardaki meyveleri toplayıp, köpeğin ayaklarının yanındaki sepete atmaktaydı.  Adamın sırtı kendisine dönük olsa da, adamı da köpeği de tanımıştı Patrick. Köpek, adadan ayrılmadan birkaç yıl önce annesinin tarlalarında yarı ölü halde bulup sahiplendiği köpekti. Diğer adam ise... beyaz saçları, yaşlanmasına rağmen hala aynı şekilde kalan zayıf ve kaslı vücudu ve giyim tarzıyla... 

Patrick, köpek ve adamı izlemeye devam ettiği sırada başını arkaya doğru çevirmişti köpek.  Kalabalık gruba bakıp birkaç kere büyük burnunu oynatmıştı.Sonrasında ise, ulumaya benzer bir şekilde havlamaya başlamış ve bir anda ihtiyar adamı üzerinden atıp Patrick grubuna doğru hareketlenmişti.  Jim ve Nora savaş pozisyonuna geçseler de Patrick gülümsemesi ile onları durdurmuş, ardından da eski dostunun kendisini yere yıkıp yalamasına izin vermişti.  Bir süre Patrick'in suratını yaladıktan sonra, heyecandan bir sağa bir sola doğru zıplamaya başlamıştı büyük köpek. Her zıplayışında yer titrerken, arkasından gelen çatallı gür ses yerin titreyişinden daha şiddetliydi: ''Kont! Seni huysuz köpek! Ne var orada? Buraya gel de meyve toplamama yardım et!'' 

Azar işitmesi üzerine zıplamayı kesen köpek, dilini dışarı çıkartmış bir şekilde ayağa kalkmakta olan Patrick'e bakarken,  köpeğin yanına gelen yaşlı adam Patrick ile göz göze gelmişti. Birbirinden yıllardır ayrı kalan baba ile oğulun göz göze gelmesiydi bu.  Birkaç saniye yabancı bakışlarla oğlunu süzen adam, çok geçmeden oğlunu tanıyıvermişti. Ağzı bir karış açılan adam, titreyen elini başının yakınına kaldırmış ve baş parmağı ile Patrick'i işaret ettikten sonra önce kulübeye doğru dönüp sonra tekrardan oğluna döndükten sonra bir daha kulübeye dönmüştü. Sonrasında ise 32 dişi görünecek şekilde gülümsemişti yaşlı adam.  Patrick'e sarılmak için hareketlendiği sırada birden durmuş ve elini çenesine götürüp ciddi bir ifade takınıp Patrick'i geçerek Patrick'in iki adım arkasındaki Niagara ve çocukların yanına gitmişti. Önce Clay, Niagara ve Renge'nin suratlarını inceleyip sonra çatık kaşları ile Patrick'in suratına baktan yaşlı adam, bir süre daha çocuklara baktıktan sonra bir anda elini beline koyup kahkaha atmaya başlamıştı. Kahka attığı sırada da içeriye seslenmişti: ''Kokokokokokoko! Diana! Diana! Çabuk dışarı çık! Bak burada kimler var!'' 
Ara
Cevapla
#20
Savaşçının verdiği cevap karşısında pek şaşırmayan Patrick, dünyayı bir denizci olarak dolaşırken bir çok ada halkı onu yanıltmıştı; ama bir Kokuko insanı onu asla yanıltmazdı. Savaşçının sözlerini başını hafifçe öne eğip gülümseyerek karşılık veren Patrick, tırmanışa başlamadan önce herkesin hazır olması için bir süre beklemişti. Herkes hazır olduğunda ise saatlerce sürecek tırmanış herkes için başlamıştı. Normalde kolayca tırmanacağı bu yamacı sırtında taşıdığı insanlardan ötürü biraz zorlanarak ve birazda stres dolu bir şekilde çıkmıştı. Ayın zayıf ışıkları altında başlayan tırmanışları güneşin güçlü ışıkları açığa çıktığında bitmişti. O an tüm Kokuko güneşin ışıkları ile birlikte doğanın tüm güzelliğini göğsünü gere gere gösterirken dostlarının ve ailesinin tüm bu güzelliğe şahit olacak olmasından ötürü oldukça mutluydu. O an görevini yerine getiren savaşçının arkasına bakmadan söylediği gibi koşmaya başlaması ile sadece gülümsemişti Patrick. Onurlu bir insanı sırtından vuramazdı; hem o insan sayesinde tüm ailesini çok uğraşmadan ve endişe duymadan Kokuko'ya çıkartabilmişti. Ona minnet borçluydu ve bu yüzden gitmesine izin vermişti. Hoş bu başına bela aldığı anlamına geliyordu ama Patrick her şeye göğüs gerebilirdi. 

Gruba önderlik edip, onlara yol gösterirken ister istemez Niagara ile tanıştığı gün aklına gelmişti deneyimli savaşçının ve o an güler yüzle karısına dönüp bir bakış atmıştı. Yıllar sonra Kokuko'ya tekrardan dönmek bir hayalden öteydi Patrick için ama bugün buradaydı. Hem de tüm ailesi ile birlikte. Daha ne isteyebilirdi ki?

Onlarca hayvanın arasından geçip giderken en çok heyecanlanacak olanın kızı olduğundan emindi. Hayvanları sevdiğini düşündüğü kızı için burası bir cennet olmalıydı. O an küçüklüğüne gitmişti Patrick. Bu yürüdüğü yol onun hatıraları ile doluydu. Küçükken bu yolda koşuşturduğunu, hayvanlarla oynadığını hatırlayabiliyordu. O an aklına Kont gelmişti. Annesi onu tarlada henüz bir yavruyken ölecekken bulmuştu. Ve beslemeye başlamışlardı. Onu da peşine takıp koşuşturduğu günler çok geride kalmıştı; ama hâlâ dünmüş gibi hatırlayabiliyordu. 

Gelmek istediği yere geldiğinde duraksamıştı Patrick. Bu dışarıdan küçük gözüken ama içerisinde binlerce anısını bulunan eve bakmıştı. Ardından o evin etrafına sarmış ağaçlara, çiçeklere... Henüz küçük bir çocukken tohumlarını ekmesin de annesine yardım ettiğini hatırlıyordu. Yokluğunda ne kadar da büyümüşlerdi... Gözü usulca sopayı mızrak gibi salladığı evlerinin önüne kaymıştı. Ve o an babası ve Kont'u görmüştü. Kocaman olmuş Kont'un sırtında her zaman giydiği kıyafetleriyle meyve toplayan babası... O an bir kolunun olmadığını Patrick yokluğunda bir şeylerin büyüyüp, çoğaldığını değil; aynı zamanda eksildiğini de görmüştü. O an gözü annesini arasa da onu göremeyince anlık olarak korkasa da, onun sıcaklığını ve kokusunu bu evin çevresinden hissedebiliyordu. 

Kont'un kokusunu almışcasına başını kendilerine doğru çevirmesi ile küçük bir çocukken oyunlar oynadığı o yavru köpekle göz göze gelmişti Patrick. Birbirlerini tanımaları bir kaç saniyelerini alsa da, tanımışlardı sonuçta. Ardından babası Ares'i üzerinden atıp kendisine doğru koşuşturan devasa köpeğe karşı sadece gülümsemişti Patrick diğerlerin aksine. Anlaşılan bu gerçekten de büyümüş olan koca oğlan dostlarını korkutmuş olmalıydı ki savaş pozisyonu almış dostlarını usulca durdurmuş ve devasa köpeğin kendisini yere yatırmasına izin vermişti.

Küçük bir yavruyken de babasından çekindiğini hatırladığı Kont'un hiç değişmediğini görünce gülümsemişti. Zira zıplayışı ile yeri titretecek kadar güçlü olan bu köpeğin, babasının sesiyle süt görmüş kediye dönmesi ona küçüklüğünü hatırlatmıştı bir kez daha.

Ayağı kalktığında babasıyla göz göze gelen Patrick'in yüzünde bir gülümseme olsa da gözlerinde derin bir özlem duygusu vardı. O an babasına sarılmak, kokusunu içine çekmek istese de bunu yapamamıştı. Sadece babasının gözlerinin içine bakmıştı. Ardından onun şaşkınlığını izlemiş, sessizliğe gömülmüştü. Zira öldü bilenen bir adam olarak yıllar sonra ailesinin karşısına çıkıp; "Ben döndüm millet!" diyecek hali yoktu ya. Babasının tam kendine sarılıp, bundan aniden vazgeçişi ile gülümsemişti Patrick. Karısı ve çocuklarını dikkatlice süzen babası gibi onları süzmüştü. Ardından annesini içeriden çağırması ile kalp atışlarının hızlandığını hissetmişti. Gene de konuşabilecek kadar iyiydi. "Torun sevgisi evlat sevgisinden ötedir derlerdi de inanmazdım." diye söylenmişti sesli bir şekilde gülerken. Ardından babasının koluna bakıp; "Birbirimize anlatacak çok şeyimiz birikmiş ha? Umarım annem eskisi kadar iyi bir şifacıdır yaralılar var." demişti Patrick hüzünlü bir gülümseme ile. 

Ve üstünü başına çeki düzen verip yavaşça kafasını evin kapısına doğru çevirmişti. Annesinin gülüşünü, sıcaklığını ve kokusunu o kadar çok özlemişti ki onu görmek için sabırsızlanıyordu adeta. Hoş yıllar sonra nasıl bir tepki alacağından da pek emin değildi.
QpE7Mg.jpg
Güç: 31 (+8)
Hız: 31 (18)
Dayanıklılık: 31 (+16)
Farkındalık: 29 (+10)

Dövüş yeteneği: 50

Ara
Cevapla


Hızlı Menü:


Şu anda bu konuyu okuyanlar: 1 Ziyaretçi